22 Nisan 2011

Bir haftayı geride bırakırken...


Prensim büyüyor. Her geçen gün daha bir tatlı, daha bir mıncırılası bir bebek oluyor. Bıcır bıcır mırıldanmalara da başladı artık. En hoş özelliği ise, uyuyamadığı zamanlar ayağımda sallayarak uyutursam eğer eeee eeeee der demez kafasını sol yana çevirerek gözlerini kapatıp uyku moduna girmesi oluyor. Öyle tatlı ki, öpe öpe egzama yapmışım yanaklarını, doktoru öyle diyor.

Baba ile parka gönderdim onları. Gider gitmez hemen bir arkadaş buldu orada kendine. Ben de bu fotoları evden çekiyorum. 8. kattan foto çekmeye çalışınca anca bu kadar oluyor.

Yeni tanıştığı ve çok sevmiş olduğu arkadaşı. Biraz büyük Begüm'den ama zaten Begüm kendi yaşıtları ile pek oynayamıyor. Ona küçük geliyorlarmış. Öyle diyor :)



Arkadaşının annesine kendi köpeğini emanet ediyor. Gerçekten çok sevmiş onları. Yoksa köpeğini hiç bırakmaz.

Baba ile tırmanmaca. Bayılır, atlasın, zıplasın ,tırmansın...


Bundan 2 ay önce kadar aldığım oyuncak bebeğini çok seviyor. Mila bebek di yanlış hatırlamıyorsam. Alfabeyi falan da söylüyor. Begüm baya baya başladı ezberlemeye şimdiden oyuncak sayesinde.

Pazartesi öğleden sonra estiler bana ve hemen aradım Şerife'yi hadi atlayın bize gelin diye. Zaten Yahya pazartesileri izinli. Zeynep Betül'ü kreşten alıp geldiler. Ohh ne güzel oldu. Çocuklar vızıl vızıl evde, gönüllerince oynayıp deşarj oldular. Bir de mısır patlattım onlara. Ellerinde mısır kaseleri ile hem dolaştılar hem yediler.


Begüm yine sevgi buselerini Zeynep Betül'ün yanaklarına konduruyor. Ben öpmeyi seven bir anne olduğum için çocuğumunda benim gibi olması hiç şaşırtıcı gelmiyor tabi bana. Bayılıyorum onların bu hallerine.

Ev derlendi toplandı, çocuklar yıkandı ve uyudu (hoş uyanmak üzeredirler bile artık.2 saat oldu),çamaşırlar katlandı (yenileri makinede yıkanıyor),bulaşık makinesi boşaltıldı, yemekler yapıldı (zeytinyağlı kereviz, havuçlu karnıbahar ve misss gibi ev yapımı tarhana çorbası). Geriye sadece yapmayı planladığım tatlı kaldı (kazan dibi).eeee şimdi ne yapmalı !

Temizlik mi ! O dün yapılmıştı ki zaten. Akşam da çocuklar vaktinde yatarlarsa bir film keyfi ile günü kapatırsam işte o zaman çok süper olacak :)

Dün saat 18:00 gibi Nursenle Palladium'a gitmeye karar verdik. Gittik de ama 3 çocukla zormuş be dedirttiler bize tabi ki. Nasıl olacakmış ! Annem Afyon'dan dönsün o zaman sadece Buğra alınıp gidilecekmiş. Anca böylesi paklar bizi :)

Begüm ve jetonlu oyunlar...


Malum, kış ayları nedeni ile pek dışarı çıkaramadığımızdan dolayı küçük hanımı, mümkün olduğunca her hafta sonu jetonlu oyunlara götürmekle yetiniyoruz. Sanki biliyormuş gerçekten gibi at arabası kullanıyor benim prensesim.

15 Nisan 2011

Sapho...


Çocukları yatırdım. Uyumaya çalışıyorlar kendi kendilerine. Yaptım kahve mi, verdim biraz kitap molası. İşler mi ! Ev derlendi toplandı, geriye sadece süpürmek kaldı. Birde şamaşırları toplamak. Yemek dersen yapmıştım, o da hazır.

Az biraz dinlenme ve keyif molası. Ardından kalan işler ve çocuklar için tam gaz koşuşturmaca. Benim de biraz olsun dinlenmeye hakkım var ama değil mi !

13 Nisan 2011

Sonunda kavuştum...ve Babamdan öğrendiklerim


Ben, evlilik zamanımızın telaşesinde bile almamıştım yatak örtüsü. İçime sinmeyen, gerçek anlamda beğenmediğim, sadece alınış olsun diye almayı sevmiyorum bazı şeyleri. Bu yüzden 4 senelik evliliğimiz süresince hiç olmadı bizim bir yatak örtümüz.

Sonunda 2 hafta önce kavuştum istediğim ve beğendiğim yatak örtüme. Şatafattan uzak, zarif ve günlük kullanım için çok kullanışlı bir örtü beğendim kendime. Aslında aldığım tarihten 2 hafta önce beğenmiş olmama rağmen ellerinde kalmamıştı. Sadece mağazada serdikleri vardı. Bende onu istemedim. 1 hafta sonra gittiğimde sipariş verdiklerini ve geleceğini söylediklerinde çok sevindim. Geldi ve hemen beni arayıp haber verdiler. Akşamına da gidip aldım.

Ambalajını açıp yatağa serişimi görmenizi isterdim. Çocuk gibi mutluydum.Sonunda kavuşmuştum örtüme. O gün bugündür her sabah uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra yatakları düzeltir düzeltmez seriyorum örtümü. Baktıkça bakasım geliyor. Aslında çok basit bir örtü olmasına rağmen bana nasıl iyi geldiğini anlatamam. Genelde tek renkleri sevmeme rağmen, bu dönem bende oluşan değişliktenmidir nedir, pek bir sever oldum çiçekleri ve renkleri kullanmayı. Bahar adı gibi geldi benim yüreğime de herhalde...

Geçen gün Nursen bana ''her günmü seriyorsun''diye sordu evet dedim.'' Nasıl uğraşıyorsun'' dedi ben seviyorum otel gibi düzenli mekanları, sermeden duramam.

BABAMDAN ÖĞRENDİKLERİM
  • Dikiş dikmeyi babamdan öğrendim ben.( Kendisi trikotajdan emekli olduğu için ). Hemde elle makina dikişinin nasıl yapılacağına kadar.
  • Yatak düzeltmeyi de. Yatağın gerçekten düzgün olup olmadığını anlamak için para yuvarlardı üstünde. Askerdeyken öyle yaparmış komutanları. O da bize böyle öğretti.
  • Kıyafetlerimizi nasıl katlayacağımızı ve gardroba nasıl yerleştireceğimizi de o öğretti bize. Malum işi icabı biliyor zaten bunları. Jilet gibi görünecek, simetrisi hep düzgün olacak derdi.
  • Ütü ise en hassas olduğu şeydi. Herşeyin üzerine nemli tülbent koyup ütülettirirdi. Parlamasın diye. Bazen de tersinden. Kızım asla hiçbir kıyafetinin lastik kısımlarını ütüleme, dokusunu bozarsın sonra derdi.
  • Bozulan şeyleri tamir etmeyi ondan öğrendim ben. Elektrik prizinden, sigorta değiştirmeye kadar. Birşeyi doğru yapmak istiyorsan sağlam olanını dikkatli bir şekilde sök bozuk olanını da aynı sıra ile tamir etmeye başla. Bu şekilde kesin başarırsın derdi.
  • Ben ilk okuldaydım. Kendi evimizi yaparken. Bu yüzden yamuk çivilerin nasıl düzeltileceğinden tutun, kalebodur döşemeye, duvar boyamaktan tutun, inşaatın kaba sıvasını atmaya kadar herşeyini kendimiz yaptık. Anne- baba ve 3 çocuk. Taşıdığımız tuğlanın, elediğmiz toprağın, kardığımız harcın haddi hesabı yoktu. Herkes okul tatillerinde tatile giderken biz ev yapmanın telaşına düşerdik. Kış gelmeden bitirelimde evi kendi evimizde oturalım. Ele güne muhtaç olmadan derdi babam.
  • Babam öğretti bana temiz olmayı. Girdiğin odadan çıkarken şöyle bir göz gezdir. Dağınık birşey varsa topla yerine yerleştir. Bak hiçbir zaman evimiz dağınık olmaz derdi. Gerçekten de hiçbir zaman evimiz dağınık olmazdı. Bugün bile bu felsefe ile yaşadığımdan hala evim hiçbir zaman dağınık değildir. Hiç bilmem misafir geliyor diye ev topladığımı.
  • Mesela çatı düzeltip kiremit aktarmayı da babamdan öğrendim ben. Her sene kış gelmeden çıkardık babamla çatıya. 3 katlı evin çatısına. Bilirdi benim korkmadığımı ve ona yardım ederken çok mutlu olduğumu.
  • Arsız olmamayı, azla yetinmeyi babamdan öğrendim ben. Ekmek almak için gönderdiği bakkaldan eve döndüğümde, artan 5 kuruşluk para üstünü isterdi babam. Baba bu benim olsun dediğimde '' kızım o para üstlerini biriktirip işe gitmek için yol parası yapıyorum ben'' derdi.Yokluk zamanlarıydı ve doğru söylerdi. Onları yol parası yapardı. Kıymet bilmeyi öğretti bana.
  • Hiçbirşeyin kolay kazanılmadığını öğretti mesela. 1 ayda kazandığını 1 günde yersin istedikten sonra. Önemli olan o kancını 1 ay yiyebilmek derdi. Ne doğru söylerdi.
  • Yüzmeyi öğretti babam bana. Kulaç, kurbağalama, köpek her türlüsünü. En çok da dalmayı. Tabiri caizse balık yüzerdi. Hepimize de öğretti yüzmeyi.Yazın ayda en az 2-3 kez götürüdü o yokluğa rağmen bizi büyükadaya.
  • Babamdan öğrendim ben paylaşmayı. Hafta sonları evizin balkonun da mangal yapar ardından bağırırdı mahalleliye. Heeey ekmeğini kapan gelsin diye. Curcunaya dönerdi ev. Mahalleli bizde, herkese 2 et 2 köfte doyumluk değil tadımlıkdı. Gücü yettiği kadardı. Baba bize az kaldı dediğimizde ''kokar yavrum göz hakkı '' derdi.
  • Allah'a hep şöyle dua ederi ''az verip aratma çok verip kudurtma yarabbim'' diye. İşte bende bugün bile hala bu dua yı ederim rabbime. Hiçbirşey de gözüm yoktur huzurdan başka.
İşte ben bunları öğrendim babamdan. Onu görmeyeli 11 yıl oldu. Bir daha da görebileceğimi hiç sanmıyorum zaten. 10 dakikalık bir uzaklık olmasına rağmen aramızda yüreklerimiz birbirinden o kadar uzak ki. Belki de uzak olan yüreklerimiz değil de sadece bedenlerimizdir. O inat ben inat. Kimbilir hayat ne getirir. Ne getirirse getirsin tek dileğim hep hayırlısını getirsin

Yoğun geçen bir hafta


Yüzüstü oynatma çabalarım suya düştü. Nedeni; Buğra da ablası gibi hiç sevmiyor yüzüstü durmayı çünkü.

Sonunda bu bebeği ile gerçek anlamda oynamaya başladı. Begüm henüz 1 yaşına bile basmamıştı Orhan bu bebeği alalı. İş seyahati için Çin'e gittinde almış ama o zamanlar henüz daha bebek olduğu için bu seneye kadar kutusunda oynanılacağı günü bekledi. Şimdi şimdi keyifle oynar oldu kuzum sonunda.

Bu foto Begüm'den

Canının sıkıldığını görünce değişik birşeyler yapalım istedim ve nette daha önce bir blog da gördüğüm bu balık tutma oyununu yapmak istedim.Hazırladım bütün malzemeleri ve başladık yapmaya. Çiz, kes, boya, yapıştır epeyi keyifli oldu. Sonuç, çok eğlenceli bir oyun ortaya çıkarmış olduk. Uzun süre keyifle oynadı miniğim .

Bütün boyamalar ona ait

Hafta içi yeni doğan yağanimi görmeye gittim. Bu vesile ile Begüm ve Zeynepece bol bol oynama fırsatı buldular. Pek geçinebildikleri söylenemez ama olsun. İkisi de ne yar dan ne ser den durumundalar. Beraber oynamıyorlar ama ayrılmakda istemiyorlar.


İşte Öykü hanım, hanım diyorum o büzük büzük dudakları yüzünden ona


Buğra her geçen gün daha da çok büyüyor. Çok öpülesi çok mıncıklanası bir fırlama oldu. Onu o kadar çok seviyorum ki. Herhalde başka bebek yapmayı düşünmediğimden ona doymaya çalışıyorum kelimenin tek anlamıyla.

Tam beklediğimiz gibi kardeş düşkünü oldu Begüm. Hep yan yanalar. Bazen buğra'nın altını değiştirirken birde bakıyorum ki, Begüm benden önce pudralamış bile onun poposunu.

Cuma günü halası geldi bize. Gelirken yine boş gelmemiş Begüm'e de Buğra'ya da ayrı ayrı hediyeler getirmiş. Begüm hararetli bir şekilde koyuldu hemen hediyesini açmaya tabi.

Yakışıklısın yakışıklı. 41 kere maşallah benim oğluma

Cuma gecesi Semoş ve Umut geldiler Afyon'dan. Yeni evleri için mobilya baktılar ve birazda alışveriş yaptılar. Bu alışverişlerden biri için gittiğimiz İkea'dan bu fotolar..Güzellik tıkınırken.


Teyze yeğen yanyana

Geçtiğimiz cumartesi günü blog annelri buluşmamızın ilkini gerçekleştirdik. Herkesin, uzun süredir birbirini blog aracılığı ile takip etmesine rağmen yüz yüze gelmenin heyecanı vardı üzerimizde. Neyse ki, herkes aynı yazılarımızda olduğumuz gibi çıktığımız için tadı damağımızda kalan bir buluşma oldu. Bu buluşmayı organize eden herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. En çok da http://www.deli-anne.com'a/ yani Mümine'ciğime. Çünkü onun vesilesi ile tanımış oldum herkesi. Hepimizle sanki evinde ağırlarmışcasına tek tek ilgilendi. Yüreğinin güzelliğini az çok yazılardan biliyordum ama en az yüreği kadar kendide güzelmiş. Her birinizle tanışmaktan çok memnun oldum.

Not :
  •  Cuma; Nursen'ler bizdeydi. Gece 1 gibi Semoşlar deldiler. Annem zaten bende idi.
  • Cumartesi; blog anneleri ile buluştuk. Ordan Orhan'nın çıkan implantını taktırmak için dişçiye gittik. Gitmişken bende diş taşı temizliğimi yaptırdım. Dişçiden doğruca Semraların yanına modoko'ya mobilya bakmaya gittik. Sonrası doğruca ev.
  • Pazar; Geç yapılan kahvaltı arkası, İkea'ya alışverişe. Cümbür cemaat gittik. Orda Semra'nın kayınvalidesi ve görümcesi ile de görüşme fırsatımız oldu. Ardından annemi ve çocukları eve bırakıp, ben, Semra ve Umut Palladium'a English Home'a gittik. Orhan ise işle ilgili bir görüşmesi olduğu için gelemedi. Sonrasında beni eve bıraktılar ve onlar babama geçti. Orhan geldi ve yine çıkarak maç yapmaya gitti. Annem, ben ve çocuklar vedeyiz. Sonra Semoş'lar geldiler ve annemide alıp Afyon istikametine yollandılar. Kaldık yine çekirdek aile.
  • Pazartesi ; Önceden verilmiş bir söz olmasına rağmen tamamen nasıl aklımdan çıktığını bimiyorum. Emoşa oturmaya davetliydim. Ben ise uyandım, kahvaltımızı yapıp başladım temizliğe. Süpür , sil, toz al, çamaşır yıka as, bulaşıkları boşalt yerleştir,yatakları topla, çöpleri at, banyoları fırçala. Baktım Begüm'ün uyku saati gelmiş, yaptım sütü ve aldım cep telefonumu doğru onu yatırmaya odasına. Bir de baktım ki telefonun şarjı bitmiş. Şarjı getir tak, küçük hanımın uyku müziğini aç. Tam odadan çıkıyordum ki mesaj geldi. Boşver dedim kendi kendime. Nasıl abuk subuk bilgi mesajlarıdır. Sonra Orhan'ın sabah Ankaraya gittiği aklıma gelince dur bakıyım dedim. Bir de ne göreyim cevapsız arama mesajı. Arayan Emoş. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Nasılda unutmuştum ona gideceğimi. Saate baktım 13:30 Begüm'e kalk kızım orda uyursun dedim ve 5 dk. da hazırladım çocukları. Doğru Emoşa . Allah'dan gitmişim, gülüm donatmış masasını, Funda da orda. Oğlu Poyraz'da Begüm'ü bekliyor. Nasıl mahçup oldum anlatamam. Neyse ki Emoş eski dostumdur. Anlayışla karşılıyor bu dönem ki dalgınlıklarımı.Akşam; Orhan Ankara'dan geldi ve bizi aldı. Yine daha önceden verilmiş bir söz olduğu için doğruca akşam yemeğine davetli olduğumuz, canım arkadaşım Şerife'lere gittik. Şerife'nin eşi Yahya ve Orhan Kanka. Zaten biz onların sayesinde tanışmıştık.4,5 yaşında ki kızları Zeynep Betül ve 2 yaşında ki oğulları Mehmet Eren'le bol bol oynayıp eğlendi Begüm. Biz de biraz yemek biraz sohbet derken güzel vakit geçirdik. Onlardan çıkıp eve dönüşümüz saat 12'yi buldu.
  • Salı; Böyle yoğun geçen 4 günün ardından evde kalmayı düşünürken, Kahvaltı sonrası Begüm bir an ortalıktan kayboldu. Bir de baktım ki odasında üstü başını çıkarmış, giyinmeye çalışıyor. Kızım ne yapıyorsun dedim ''anne men ciciş giy, men babanne dittim'' dedi. Yani güzel kıyafetlerini giyip babaannesine gitmek istiyormuş.Dur bakalım bir dedim. Kayınvalidem salı günü için bizi yemeğe davet etmiş, Orhan yorgun olduğu için başka zaman olsun anne demişti. Hemen Orhan'ı aradım. Biz annenlere gidip gitmeyeceğimiz mevzusunu Begüm'ün yanındamı konuştuk dedim. O da hayır Begüm uyuyordu o zaman. Neden ! dedi. Begüm üstü giyiniyordu biraz önce babaanneye gidicem diyor dedim. Başladı gülmeye, e hadi gidelim o zaman dedi. Siz gidin ben akşam iş çıkışı direk oraya gelirim dedi. Hazırlandık, aradık babaanneyi de, halasıda ordaymış zaten. Koyulduk yollara. Sırtım da sırt çantası (çocukların eşyaları), önümde kanguru Buğra içide uyuyor. Begüm elimi tutmuş. Tam taksi çağıracakken hadi minibüsle gidelim dedim. Begüm bayıldı bu fikre. Çok seviyor insanların içinde olmayı. Atladık minibüse gidiyoruz. Zormuş ama 2 çocuk ve kocaman bir çanta ile minübüste olmak. Neyse sonunda sağ salim vardık. Buğra'yı emzirip uyuttum. Begüm'e de yemeğini yedirip hemen uyuttum ve Nursen'le attık kendimizi hemen meşhur Kadıköy Salı Pazarına. Şaşkın şaşkın bakındım durdum. Kafamdakilerin hepsini aldım ama. Seviyorum pazar muhabbetini çocukluğumdan beridir. Ama asla ona buna saldıran, son kuruşuna kadar harcayan biri olmadım hiç. Asla ihtiyacım dışında hiçbirşeyi almam kolay kolay. Eve döndüğümüzde Buğra hala uyuyor. Begüm ve Baran ise yeni uyanmışlardı. Eşlerde işten geldi ve hep beraber yenen akşam yamaği ve içilen çay sonrası koyulduk evimizin yoluna.
Gerçeken çok yoğun geçti şu birkeç gün. Bugün ise evden dışarı adım atmak istemiyorum. Ekmek almak için bile olsa. Şu anda çocuklar uyuyor. Ev temiz. Sadece ütü ve yemek kaldı yapılması gereken. Ben ise onları yapmak yerine uyumayı düşünüyorum biraz. Nasıl olsa işleri çocuklar uyanıkken de yapabiliyorum ama onlar uyanikken uyuyamam öyle değilmi.

7 Nisan 2011

Buğra'nın 3. ay doktor kontrolü


Bu sabah saat 10 : 00 da buğrayı doktora götürdüm. Genel kontrolleri yapıldı.

Boy : 60 cm
Baş çevresi : 41,5
Kilo : 6,900

Doktoru herşeyin yolunda olduğunu söyledi. Çok öpmekten yanağında minik bir isilik haresi oluştu ama artık o kadarı da olsun. Ne yapalım, biz ailece mıncıklamayı, öpmeyi severiz. En çok da kızım öpüyor kardeşini.

Hazır gitmişken, kendim için de troid testlerini yaptırdım. Bakalım pazartesi alıcaz sonucu.  Haydi hayırlısı.

5 Nisan 2011

Açık havayı bulunca...


Yeni bir park, yeni tanıştığı çocuklarla oyun oynama fırsatı. Çok mutlu oldu. O mutlu olunca biz daha çok mutlu oluyoruz tabi.



Yavrum, güzel yavrum benim. O kadar sakin davranıyor ki dışarı çıktığımız zaman. Allah' şükür hiç sorun çıkarmıyor bize bebeğim.





Carrefour'a alışverişe gitmiştik. 40 gün  eğlence diye bir projeye başlamışlar. Müzik eşliğinde dans eden çocukları görünce hemen götürdük fıstığı. Başladı deliler gibi dans etmeye. O kadar dışa dönük bir çocuk ki, etrafında ki çocuklar da hemen onun gibi dans etmeye başladılar. Farkında olmadan, doğal bir yetenekle yönetiyor resmen etrafında ki insanları da.


Palladium' a jetonlu oyunlara götürdük bir akşam da. Onlar baba-kız oyun oynarken, bende Buğra'yı alıp doğru koştum English Home'a. Dayanamıyorum ben bu mağazaya. Aldım tabi yine birşeyler. Yatak kenarı için farba dan tutunda, kurulama bezlerine kadar..Tutamıyorum bu mağaza olunca kendimi.




4 Nisan 2011

Bizim evin halleri...


Sıkıntıdan ne yapacağını şaşırmış hallerine bir örnek.


İkea'dan aldığımız keçeli kalemleri ile resim yapıyoruz. Ne berbat kalemlermiş ama. Bir türlü çıkmıyor, yanlışlıkla bir yere sürülürse.


Bey efendi bayılıyor dönencesine. Tepesinde seyredeceği birşeyler olsun da ne olursa olsun. Odasında 4 tane yatak var. Yatak dediysem, biri beşiği (yukarıda ki fotoğrafta yattığı beşik), diğeri büyük yatağı, onda da balıkları asılı, bir diğeri oyun parkı  (aynı zaman da yatak. Onda da birsürü oyuncak asılı) sonuncusu ise Stork'un dondolinosu. Bu dondolinoyu icat edenden Allah razı olsun. Nasıl da hayat kurtarıcı bir alet. Benim yerime o sallayıp uyutuyor keratayı.


Begüm'le kağıt tabaktan kaplumbağa yaptık. Kes- yapıştır aktivitelerimize bir yenisini daha eklemiş olduk. Çok mutluydu kaplumbağayı yaparken. Akşam olup da babası eve geldiğinde hemen eline aldığı gibi koşarak babasına göstermeye gitti. Uzun bir süre oynadı kaplumbağası ile.



Oyun oynamayı, oyuncaklarla oynamayı çok seviyor ama çok dağınık. Tam bir maymun iştahlı aynı zamanda. Bir oyuncağı ile oynama süresi maksimum 15 dk. sonra başka, daha sonra yine başka oyuncaklara geçiyor. Eee tabi durum böyle olunca ne oyun, ne de oyuncak dayanıyor küçük hanıma.


Yeğenimizin doğumu sebebi ile Semra gelmişti Afyon'dan. Bu sayede Begüm teyzesi ile bol bol hasret gidemiş oldu.


Güzelsin, hemde çok güzelsin. Rabbim korusun seni kızım. Görünen ve görünmeyen tüm kötülüklerden kızım.


Teyzesi Afyon'a dönmeden alışveriş yapmak isteyince, soluğu Via Port da aldık. Alışveriş bitti ve karnımız acıktı. Yemek yemek için girdiğimiz restoranın çocuk oyun odası da varmış Allah'dan ki Begüm orada oynarken bende rahat rahat afiyetle yemeğimi yiyebildim. Begüm'e de oynarken yedirdim. Bu arada İnegöl köfteyi pek sevdiki bizimki.


Geçtiğimiz hafta sonu babasına hadi kukla oynatın biraz dedim. Begüm ne yaparsa beğenirsiniz. Kendi kuklaları yerine, geldiği mutfağa yanıma, aldı benim tutacak kuklalarımı onlarla oynamak istedi. Ne yapalım tamam dedik ve başladılar keyifli keyifli oynamaya.


Oyunun konusu; iki kurbağa ormanda gezintiye çıkmışlarken uzaktan bir köpek sesi gelir ve köpek yaklaşır. Köpekten korkan kurbağalar ne yapacaklarını şaşırmış durumda kaçmaya çalışırlarken bir top yuvarlanır önlerine. Mesele anlaşılır. Köpek topuyla oynarken top ormana doğru yuvarlanmış ve kaybolmuştur. Topunu arayan köpek bu yüzden havlamaktadır. Kurbağaların topu bulduklarını gören köpek çok sevinmiş ve hep beraber top oynamaya koyulmuşlar.

Top delisi Begüm'ün kukla oyunu da toplu olur elbet.




Şu iki haftadır evde pişen kekin haddi hesabı yoktur herhalde. Çok misafirim oldu bu aralar. Bende çay yanına yapılabilecek en kolay şeyin kek lduğunu düşünüp habire kek yaptım. Fotoğrafta ki gibi yuvarlak kek, bazen de yumuşacık muffinler. Netice de bolca kek. Eklemem gereken küçük bir şey var aslında. Ben hiç kek sevmem. Yaparım ama yemem.


Şu son bir aydır evde ufak tefek küçük ayrıntılarda değişiklikler yapıyorum. Gözüme takılan birşey oldu bu değişiklikleri yaparken. Farkın da olmadan gül temaları kullanmışım sürekli. Fotoğrafta ki gibi, büyük banyoda ki kozmetik setimden, metal aksesuar kutuma, ebeveyn banyosunda ki klozet takımından sabunluk setine kadar.

Hatta geçen hafta English Home'dan aldığım yatak örtüm bile gül motifli. İsteyerek, bilerek yapılmış bir şey değil aslında bu. Tamamen tesadüf. Çünkü ben gül sevmem. Kır çiçeklerini severim. En çok da papatya. Nasıl olduysa oldu işte. Benim bundan çıkardığım sonuç, bundan sonra ruhumda da, evimde de güller açacağına dair. Umarım  gül kokuları eşliğinde bir hayat süreriz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...